Gizli Arşiv

100.000 $

Posted in Hatıralar by yagmur on the November 24th, 2010

O akşamlardan biriydi işte, kızacak bir şeyler bulmuştuk yine, hırsımızı Ankara kaldırımlarından çıkartıyorduk.

“Sattı beni orospu çocuğu” diye tekrarlıyordu.. “Kanka dedik, kardeş dedik.. Eline fırsat geçince sattı beni!”

Sinirliydi. Haklıydı. Haklı olmak bir boka yaramıyordu.

Sonra bana döndü “sen satmazsın beni değil mi?”

“Parasına bağlı, 100.000 $’a satarım.”

“Niye lan?!”

“Kırışırız olm, bu albüm nasıl çıkacak?”

Güldük, Ankara kaldırımlarını arşınlamaya devam ettik.

Güzel günlerdi.

Arşivde kalmış yazılar: Kazancı Bedih nasıl öldü?

Posted in Politika,Serbest Düşüş by yagmur on the May 22nd, 2010

@ 13.02.2004

Kazancı Bedih, büyük bir sanatçıydı.

Nota okumayı bilmezdi, şan dersleri de almamıştır herhalde, ama Türkü söylemek ülkemizde hala sanattan sayılıyorsa, o bu konuda bir dahiydi.

Bir kış gecesi evinde eşiyle birlikte soba dumanından zehirlenerek öldü.

Normal bir ülkede hakkında biyografiler yazılırdı, eserleri tasnif edilip dökümante edilirdi. Bizdeyse bulvar gazetelerinde üçüncü sayfa haberi oldu.

Hadi Kazancı Bedih kaza ile öldü, kaderi böyleydi, eceli gelmişti, kimse durduramazdı. Herkes suçsuz yani.

Peki yine bir dahi olan, büyük halk ozanı Muharrem Ertaş’ı açlıktan öldüren de mi kaza?

Oğlu Neşet Ertaş’ı felç geçirdiğinde yalnız bırakan, düğün salonlarına kadar düşüren de mi kaza?

Sanatçısına değer vermeyen bir halkız.

Arşivde kalmış yazılar: Karışık günler…

Posted in Genel,Serbest Düşüş by yagmur on the May 22nd, 2010

@ 09.09.2009

Hayatımda acayip şeyler oluyor bugünlerde. İşle ilgili sıkıntılarım var, büyük ihtimalle yılbaşında işten ayrılacağım. Tabii kirayı ödemek, kuşlara yem almak, dönere ekstra soğan koydurabilmek1 için para lazım.

Lazlıktan olsa gerek önce şefime kendisinden ve iş arkadaşlarımdan ciddi şekilde gıcık kaptığımı söyledim, sözleşmem dolduktan sonra yeni bir sözleşme imzalamayacağımı da ekledim. Bunları söylemek lazlık değil tabii ki (delikanlılık), başka bir iş bulmadan önce söylemek lazlık. Kendimi Avrupa Yakası’ndaki Dursun gibi hissediyorum, tek fark burada birisine “seni furabilirum” dersen soluğu karakolda alırlar, sonra kimse anlamaz halinden.

Şimdi bir yandan iş ilanlarına bakıyorum, bir yandan varlıkları bile beni iğrendiren dev firmalara insiyatifli iş başvurularında bulunuyorum. Bu iğrenme hali bende uzun zamandır var. Bir şirkette çalışıyorsun, Nazi Almanyası’nda köle iş gücü kullanmış. Başka bir şirkete geçeyim, bu iğrençlikten kurtulayım diyorsun, tarihçesine baktığında toplama kamplarındaki gaz odalarında kullanılan gazları üreten şirket olduğunu öğreniyorsun. “Almanya’da temiz şirket var mı ki?” sorusundan yola çıkarak bir Amerikan şirketine başvuracak oluyorsun, şirket kendisiyle Vietnam Savaşı sırasında kullanılan Napalm’i üreten geçmişi arasına “mesafe” koymuş. Bunların hepsi de ziraatle uğraşan şirket, bir de savunma sektöründe filan çalışıyor olsam ne olacak kim bilir. Anlaşılan aslanın ağzından kaçayım derken ayının midesinde bulacağız kendimizi. Bu zorunluluk hali, bu bile bile lades iğrendiriyor işte beni.

1 Nihat Genç, Bu Çağın Soylusu

Başbakan medyaya ne kadar kızsa haklı!

Posted in Genel by yagmur on the March 4th, 2010

13322_340211211974_246422186974_4086587_725179_n

Madımak katliamı ve cevaplanmamış üç soru

Posted in Politika by yagmur on the July 2nd, 2008

Toplum cinneti diye özetleyerek kolaya bağlanan Madımak katliamının yıldönümüydü bugün. Benim aklıma her sene iki soru gelir bugün. Bir kaç kez bu soruları açıkça soracak cesareti olan gazeteciler çıkmadı değil, ama cevap alabildiklerini görmedim. Artık memlekette sindirilmemiş cesur gazeteci de kalmadığına göre, bu iki soruyu ben dillendireyim:

  1. Dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın Pir Sultan Abdal Şenlikleri yapılmadan önce Sivas’taki Alevi ve Sünni cemaatleri tahrik eden çeşitli faaliyetlere ‘kültürel etkinlik’ adı altında Bakanlık bütçesinden para sağladığı ve Şenlik sırasındaki tutumuyla halkı galeyana teşvik ettiği defalarca dile getirildi. Fikri Sağlar’la ilgili herhangi bir soruşturma yapıldı mı, yapıldıysa sonucu ne oldu?
  2. Madımak Oteli’nin etrafı sarılmaya başlayınca emniyet güçlerinin otele girip içeridekilere ‘sizleri buradan çıkartalım’ dedikleri biliniyor. Bunun üzerine otelden çıkmak isteyen bir grup aydını Arif Sağ’ın silah çekip zorla durdurduğu (ve bazı iddialara göre bir kişiyi vurduğu) doğru mu?

Bir de Fikri Sağlar’ın ismi ne zaman aklıma gelse, içimi ciddi bir soğukluk hissi kaplar. Bunun sebebi Sağlar’ın Kültür Bakanı olduğu dönemde Bakanlığa ait depolarda bulunan çoğu Türkolojiyle ilgili binlerce kitabın yakılarak imha edilmiş olmasıdır. Böyle bir şeyin yakın tarihte iki örneğini biliyorum, biri Nazi Almanyası, diğeri de Orhan Pamuk kitaplarını yakan densiz bir kaymakam. Aklımdaki üçüncü soru, hep bir yerlerde kalacak; kitaptan korkan bir kültür bakanı olur mu?

Kesin İnternet’i herkes kurtulsun!

Posted in Dumur by yagmur on the April 10th, 2008

Youtube’u bloklamakla başlayan sansür furyası Google Groups’la devam ediyor. Arada kimse görmeden bloklanan siteler de var tabii. Ama bu böyle olmayacak, hem tek tek site site uğraşılıyor, hem bilgisayarında DNS ayarlarını değiştiren, aracı siteler kullanan vatan evlatları İnternet’in bu zararlı bölgelerine girip zehirleniyorlar. İyisi mi toptan kesin gitsin, herkes kurtulsun.

Bugün Kosovalıyız!

Posted in Politika by yagmur on the February 17th, 2008

Belki ben bu satırları yazarken, belki bir kaç saat sonra, ama mutlaka bugün! Kosova bağımsızlığını ilan ediyor. Bugün Kosovalıyız.

Benim tıkalı burunum…

Posted in Genel by yagmur on the February 17th, 2008

Uzun zamandır çektiğim çeşitli dertlerden (uykusuzluk, halsizlik, yorgunluk vs.) kurtulmak için salı günü bıçak altına yatmayı planlıyorum. İkisi bir arada şeklinde bir ameliyat olacağım, burun kemiğimi düzeltip konkalarımı küçültecekler. Böylece yıllardır sadece bir deliğinden nefes alabildiğim burunum dekoratif olmaktan çıkıp fonksiyonel hale gelecek. Bir hafta kadar hastanede sonrasında da iki hafta kadar evde yatmayı planlıyorum. Bakalım, hayırlısı.

İnat etmek başarmanın yarısı…

Posted in Genel by yagmur on the January 18th, 2008

Az önce yeni iş sözleşmemin değiştirilmiş 2. sayfası geldi. Ekim ayından beri inatla bu sayfadaki bir kelimenin değiştirilmesi için uğraşıyordum. İstediğim değişiklik benim çalışan olarak anılacağım ünvanla ilgiliydi. Sözleşmenin orijinal halinde “ticari çalışan” yazılıydı, şimdikinde ise olmasını istediğim gibi “bilimsel çalışan” yazılı. Toplamda yaptığım işlerde, ücretlendirmede vs. hiç bir fark yok, yine de benim için önemliydi. Personel bölümünün kendi kendine karar kıldığı bir isimlendirmeye razı olmak istemedim, bir AR&GE çalışanını nasıl olup da “ticari çalışan” olarak adlandırabildiklerini de halen anlamış değilim.

Bir şeye bir isim verdiğinizde bir süre sonra o ismi yansıtmaya başladığına inanıyorum. Yıllarca bilimadamı olabilmek için ter döktükten sonra buna razı olmak biraz kaybetmek sayılırdı. Kaybetmediğim için memnunum.

Azmetmeye devam, daha delinecek çok beton var. :-)

Evet Enver, Felsefe tüm dünyadaki en önemli iştir.

Posted in Genel by yagmur on the September 4th, 2007

Enver yine bunalmış; felsefenin önemiyle ilgili özensizce kaleme alınmış bir yazıyı alıntılamış ve anlamak için hiç bir çaba sarfetmeden, geekliğine sığınıp yaftayı yapıştırmış:

“Zahmet edip tüm zamanların en egoist metninin hepsini okumanıza gerek yok, ben herkese yetecek kadar okudum. Özetle ‘tüm dünyadaki en önemli iş felsefedir’. ”

Anlayabilmek için Google’da arama yapmaktan fazlası gereken konularda bir çok insan basit genellemelerle kendilerini rahatlatma yolunu seçiyor, Enver de bu yolu sıkça tercih edenlerden biri gördüğüm kadarıyla. Üzerine bir de “ben geekim, mantıkla ulaştığım sonuç mutlaka doğrudur” tutumu eklenince Enver kendisini aslında pek de içinde olmak istemeyeceğini düşündüğüm kalabalığın içinde buluyor.

“Cehalet kuvvettir” sözü özetliyor bu kalabalığın yaşama şeklini. Tüm pozitif bilim dallarının kökü olan felsefe bu kalabalığa fazla geliyor, kalıpların dışında düşünmeyi gerektirecek her uğraş gibi. Sanırım “neden varsın?” sorusunun cevabını yaşam şekliyle “beslenmek ve çiftleşmek” şeklinde ortaya koyan canlılar için fazlasına gerek de yok.

Garip olan bütün bu kolaycılığın gelir düzeyiyle, öğrenim seviyesiyle alakasının da olmaması. Öğrenimde ilerleyemeyen “göbeğini kaşıyan adam” oluyor, ilerleyen okuduğu üniversitenin neden “üniversite” olduğunu bile bilmiyor. Herhalde lisenin devamı sanıyor, “okul işte” diyerek yüzlerce yıllık bir düşünce ve araştırma disiplininin gelişimine kafa yormamayı tercih ediyor. Bu üniversitenin lisans dönemiyle sınırlı bir kolaycılık da değil üstelik, eline verilen doktora belgesinde neden Ph.D.Philosophiae Doctor” yazdığını merak bile etmeyen bir çok canlı var.

Felsefe tüm dünyadaki en önemli iştir, insanla hayvanın arasındaki sınır çizgisidir; insan düşünür.

Next Page »

Powered by WordPress .::. Designed by SiteGround Web Hosting